• Geçmişten Günümüze Surmenem.com
  • 07 Eylül 2009,Pazartesi 07:53 Ekleyen: Abdullah Topçu
  • Yılların birikimi Surmenem.com'un geçmişini hiç merak ettiniz mi? Eski fotoğraflar, eski yazılar, eski haberler. On yıldır Sürmene'nin nabzını tutan Surmenem.com'dan kimler geldi kimler geçti. Köşe yazarları, flaş haberler, neler neler. Tüm arşivimizi tarayarak eski haberlerden ve köşe yazarlarından bir tutam derledik ve hafızalarınıza sunduk buyrun...


    Televizyon vericisinde Neler oluyor?

    Televizyon vericisinde neler oluyor.Yaklaşık 2-3 aydır televizyon izleyemez olduk.Topu topu 5-6 kanal ve onların bazıları izlenemeyecek kadar kötü görüntülü.Hele bu ramazan ayında dinimizle ilgili flim ve programları ağız tadı ile izlememize bile imkan yok, üstelik akşamları tv'de hep aynı şeylerin olması ve 1990 dönemi gibi trt'ye mahkum edilmiş durumdayız... Buradan yetkili kişilere bir çağrımız var lütfen bu Sürmenelilerin Televizyon zevkine bir çare bulun....

    Tarih: 18/11/2002

    Geride Kalan 2002 Yılı
     

    Herkese selamlar.Yeni yıla girdiğimiz bu ilk günde herkese mutluluk,sağlık ve afiyet dilerim.
    Şimdi kısaca Trabzonspor'umuzun ilk yarısını ve Türk futbolunun bir yılını şöyle bir değerlendirelim. Trabzonspor'umuz ligin ilk yarısına biraz tökezliyerek başladı ama ilk 7 maçtan sonra gerçek hüvviyetine kavuştuk.Genç kadro oturdu ve Samet Aybaba istediklerini takıma uygulamaya başladı.Samsun yenilgisinden sonra beş maçta alınan 15 puan takımımıza olan güvenimizin boş olmadığını bir kere daha ortaya koydu.Sonrasında talihsiz bir Galatasaray maçı...Bu maçı da atlattıktan sonra takımımız iyi bir performans sergileyerek ilk yarıyı bitirdi.

    1.Beşiktaş -17 maç 41 puan
    2.G.Saray- 18 maç 39 puan
    3.G.Birliği- 18 maç 37 puan
    4.F.Bahçe - 17 maç 35 puan
    5.G.Antep -17 maç 30 puan
    6.Trabzon -18 maç 30 puan
    7.Malatya- 17 maç 25 puan

    İlk yarıyı da böyle bitirdikten sonra zirveden 11 puan eksiğimiz olduğunu görüyoruz ama avrupa kupalarına katılma şansımızın yüksek olduğunu söyleyebiliriz.İnşallah ikinci yarıda fikstürün lehimize olduğunu da düşünürsek daha iyi yerlere geliriz.
    Lakin bu takıma bir kaç transfer lazım.Yönetim forvete ihtiyacımız yok diyor ama çekişmenin kızışması için forvete kaliteli bir yabancı şart.Ayrıca takımın tecrübesizliğini örtecek kaliteli ve kariyerli bir yabancı futbolcuya daha ihtiyacımız var.Şu anda yönetimin transfer listesinde olan ve Samet Aybaba'nın çok istediği Riberio Caio'yu şöyle bir inceleyelim.Belki alınacak belki alınmayacak ama yine bir bilgimiz olsun...
    Dogum tarihi: 8/16/75

    Dogum yeri: Sao Paulo
    Milliyeti: Brezilya
    Boy: 177
    Kilo: 74
    Pozisyonu: forvet

    Röpörtaj:Fiyatının yükseltilmesinin sürmesi halinde Brezilyalı futbolcunun transferinden vazgeçebileceklerini ifade ceden Genel Sekreter Yılmaz, "Caio'nun fiyatı, hemen her gün 100 bin, 200 bin dolar artırılıyor. Caio'ya vereceğimiz para belli. Bunun bir dolar üstüne çıkmayız. Fiyat artırmaya devam ederlerse kendileri bilir" diye konuştu.

    Şimdi ise Türk futbolunun 2002 yılında katettiği yollara bakalım.Tabiki sözlerimize Dünya Kupası ile başlayacağız.Dünya Kupsına gideceğimiz sırada bir çok yazar nedeni nedir bilinmez başarısız olacağımızı Şenol Güneş in bu işi başaramayacağını söyleyip duruyorlardı.Onlara göre ilk turdan çıkamayacaktık.Ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve Şenol Güneş önderliğindeki Türk A Milli Futbol Takımı'mız tarih yazarak Dünya 3.sü oldu.Milli takımımız tarih yazmıştı...ayrıca tüm dünyaya futbol ve centilmenlik dersi vermişti.2002 Dünya Kupası'nın en büyük anlarından biri ise şüphesiz 3.lük maçından sonra Türk ve Koreli futbolcuların elele tirübinlere koşup samuray selamı verip dostluk görüntüleri sergilemesiydi.

    Son olarak 2003 yılının herkese hayırlı gelmesini dilerim...

    Görüşmek üzere

     

    Yazar: Abdullah Topçu
    Tarih: 01/01/2003



    BEYAZ BİR SAYFA
     

    Ülkemiz yaklaşık ellidört yıl sonra iki partili bir meçlise kavuşmuş oldu.Yine onbir yılın ardından koalisyonlardan kurtuldu ve büyük bir çoğunluk ile tek parti iktidarı sağlanmış oldu. * * * Genel olarak siyasi tarihimiz incelendiğinde tekpartili iktidarların dönemlerinde ülkenin sıçrama yaptığı ve vizyonunun gelişdiği çok net olarak görülmektedir. Şöyleki:1950'de başlayan Demokrat Parti iktidarı,1965'de ki Adalat Partisi iktidari ve 1983'deki Özal'lı Anap iktidarı, genel olarak toplumun hayatından mennun olduğu dönemler olarak anılmaktadır.Büyük bir çoğunluğun kabul etdiği gibi bahsi geçen dönemler bu memleketin önünün açıldığı ve vizyonunun genişlediği dönemlerdir. Telefon sahibi olmak için aylarca bekleyen bir Türkiye bügün hemen hemen herkesin cebinde telefon taşıdığı bir Türkiye olmuştur. Bu örneği vermendeki gaye yukarıdaki tespitimin güçlülüğünü artırmak içindir.Bu ve bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.* * * Buna rağmen ülkemizin koalisyonlar ile idare edildiği dönemlere bakıldığında,sürekli iç huzursuzluk,kısır tartışmalar,ekonomide daralmalar,işsizlikde artış,yoksullukda artış,dış politikada yetersizlik ve bir çok sıkıntı yaşanmıştır.* * * Yukarıdaki açıklamalarımıza binaen tekpartili yönetimlerin daha verimli olduğu kanaatindeyiz.Bu vesile ile ülkemizin 3 Kasım seçimlerinden tek partili bir hükümet ile cıkması tarafımca olumlu değerlendirilmektedir.* * * Daha önceki bir yazımızda genel olarak yaşamış olduğumuz ekonomik krizin ancak toplumda güven ortamının yeniden tahsis edilmesi ile aşılabileceğini ifade etmişdik.İnsanlar gelecek gaygısı duymamalı ve idari yapıya güvenmeli.Toplum kendine düşeni yapmıştır ve güven ortamı için gerekli gördüğümüz tek parti iktidarını sağlamışdır.* * * Artık yeni hükümet hem ekonomik reformlar ve hemde yapısal reformlar için gerekli çoğunluğu elde etmiştir. Muhtemel başarısızlıkda hiç bir mazeretleri olamaz.Bu milletinde beklediği 1950'de,1965'de ve 1983'de ki atılımların sağlanabilmesi ve ülkemizin insanın yüzünün yeniden güler hale gelmesidir.* * * Onbiryıllık koalisyon hükümetlerinden sonra oluşan bu tekparti iktitarının açılan bir beyaz sayfa olduğunu umuyor milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

    Yazar: Süleyman Akın
    Tarih: 06/11/2002


    Sübhaneke Allahümme

    Allah (c.c.) inancının Allah (c.c.) istediği ve ona yaraşır bir şekilde gönüllerde yerleşip hayata hakim kılınmasına dikkat cekerek başlıyor. Küfrün, şirkin her türlüsünün kudurduğu açıktan Allah(c.c.) isimlerine, sıfatlarına ve nizamına yapılan saldırıların Ayyuka çıktığı şu günlerde bilhassa namazı ve onda okuduklarımızı bilinçli ve kavrayarak okumaya çok muhtacız. İnsanların çoğu Allah(c.c.) gereği gibi tanımıyor bir çoğuda kafa yapısına göre veya yaşantısına uygun bir tanrı geliştirmiş tapıyor.

    Alemlerin Rabbi olan Allah(c.c.) kulluk yapması gereken insansanlık onu kendi düşünce yapılarına veya yaşayış biçimlerine uydurmaya yelteniyor kimine göre hiç yetkisi olmayan kuru bir tanrı inancı kimine göre sadece göklere karışan yer yüzünde hiç etki ve yetkisi olmayan bir ilah, kimine göre yaratmakla işi biten hayata karışmayan bir güç kimiside icraatta ve yetkide ortak kabul eden müşrikçe inanıyor veya inandığını idda ediyor.(Yusuf 106)

    Bügün yahudi ve hiristayan kapiralist hatta koministler bile Allah(c.c.) inandığımı söylüyor hatta ve hatta Amerika dolarının üzerinde bile "Biz tanrıya inanyor ve güveniyoruz" cümlesi yazılıdır. Amma onların inandıkları tanrı yönetimden, devletler hukuktan, iktisattan, ekonomiden anlamaz.İnandıkları tanrının indirdikleri eskimiş, çağdışı olmuş modern ihtiyaçlara cevap veremez.

    Halbuki Alemlerin Rabbi olan yüce Allah(c.c.) hertürlü eksik sıfatlarından uzak en gizlisi ile herşeyi bilen gören herşeyden haberdar olan herşee gücü yeten yoktan var eden istediği zaman bütün alemleri yok edip yenisini yaratan Azîz , Hakîm, Lâtif olandır.

    Bu iman gerçekleşmediği müddetçe tüm tesbihatlar, tekbirler, dualar, boş olacaktır. Öyleyse Allah(c.c.) tanıyan seven ; Hayatı, ölümü, mezarı, hesabı, sıkıntıyı ızdırabı ve kurtuluşu iyi anlamış demektir. O zaman şu hayatı mutlaka Allah(c.c.) Peygamberler ve kitaplarla bildirdiği ölçülere uyarak mutlaka itaat ederek bir daha gelmesi mümkün olmayan zamanın değerini kavrayarak değerlendirir. Neler yapıp neler yapmayacağını, nelerin yanında, nelerin karşısında olacağını neleri sevip nelerden nefret edeceğini onun ölçülerine göre değerlendirir. Gücün kuvvetin hakimiyetin egemenliğin her zaman Allah(c.c.) olduğunu namazı onun için ikame eder, çarşıda, evde, pazarda, dairede, kışlada, dünyada ve her yerde tek çare olan onun nizamının hakim kılınması için bütün gücü ile gayret eder. İbadetler ve her şey onun isdediği ama herşey.

    Bu inanç gerçekleştiği zaman tüm hayat onun istekleri doğrultusunda değişecek dünyaya bakış ibadetler zalimlerle ilişkiler küfürle uzlaşma hulasa buçuklu hayat son bulacak çünkü sübhaneke onun sevdiği sözlerdendir. Tabiki ne dediğini bilerek ağzndan çıkanı kulaklar ve bütün oganlar duyarak...

    Sübhanekeallamümme ve bihamdike

    Allahım tüm noksan sıfatlardan seni tenzih ederim sana hand ederek şanına yakışır şekilde kemal sıfatları sana has kılarım sana hamd ederek seni överek zatını tesbih ederek yüceltirim senin ltfun olmazsa layıkı ile ne sana hamd edebilirim nede kulluk yapabilirim

    ve tebarekekesmük

    Allahım(c.c.) senin şanın senin azametin çook yücedir. Başka büyüklük taslayanlar veya büyük yerine konanlar çok alçaktır çukurdur.

    Allahu ekber diyenler bu meseleyi çok iyi kavramalıdır Böyle inanan hangi mümin sahte büyüklerin mustekbirlerin etkisi yetkisi altında kalabilir veya böylelerinden korkabilir. Dili ile defalaca Allah(c.c.) büyükleleyen nasıl olurda başkasını büyük görebilir. Büyüklüğü yüceliği Allahtan başkasına nasıl reva görebilir. Ağzı ile Allah(c.c.) büyük olduğunu söylediği halde icraatları ile başka büyük kabul edenler onun emirlerini unutup tağutların şeytanların keyiflerine göre hareket edenler (Feeynetezhebuun) Nereye gidiyorsunuz.

    lâ ilâhe ğayruk

    İbadet edilecek boyun eğilecek emirleri tutulacak egemenliği altına girilecek itaat edilecek yagane kulluk yapılacak Allahtan başka ilah haşa kabul etmiyoruz dün olduğu gibi bu günde insanladan ve cinlerden ilahlık iddasında bulunanlar olmuştur veya çeşitli şekilde ilahlık makamına çıkartılan la olmuştur.

    Ey yüce rabbimiz bunların tümünü ret ediyoruz ve tanıyacağız ne egemenlikleri altına gireceğiz nede takacağız.

    İşte Peygamber Efendimizin talim buyurduğu bu dua tevhid ile başlayıp tevhid ile bitiyor çünkü tevhidsiz hiçbir şeyin hiçbir önemi yoktur velevki yer yüzü dolusu mücevharat dağıtılsa dahi insanlara ve yaptıklaına ancak tevhid değer kazanır. Amma katıksız karışıksız ter temiz tevhid o halde meseleyi iyi kavrayanlar için ne şeytanın nede onun kulları olan hiristiyan, yahudilerin, putperestlerin vs.. ve küfrün hiçbir gücü etkileyici ve bağlayıcı olamaz ona şirk, küfür, inkar yaklaşamaz Amma şuurlu okunursa.

    Aksi halde dualar okunur sözler verilir ama şeytanlaşan tağutlara maalesef boyun eğilir onlarla uzlaşılır böyle okumlar okunanlarla çatışır ve söylediğinin tersini yapar.

    Aziz okuyucu her namaz başlangıcında bu dua belmeleden önce okunur adetten uzak ibadet özelliği taşıyan namaz sayesinde hayatın tamamı ibadet olur.

    Sübhaneyi her okuyuşumuzda Rab anlayışımız yeniden gözden geçirmeliyiz. Rabbimizi tanıyabilmemiz için kendimizi iyi tanımalıyız bilmeliyizki gerçek Allah(c.c.) korkusu bütün korkulardan kurtarır. Dünya hayatında yüce Allahı Rab bilenler mezarda men Rabbuk sualine cevap verebilir.

    Düzgün namaz kılanlar günde 15 defa sübanekeallahümme okur eğer şuurlu ve bilinçli bir şekilde okuyabilirse gerçek manada kul olma şerefine ulaşabilir.

    Yüce rabbim uyanıklar ihsan eylesin...

    Yazar: Abdurrahim Kültür
    Tarih: 
    8/8/2005


    Memleketimde Kış...

    Ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz kar ve kış nihayet geldi. İnternet kafeye gireli yirmi dakika olmasına rağmen parmaklarımın uyuşukluğu hala tam olarak geçmedi. Geç gelmesine rağmen anlaşılan bu kış çok üşüyeceğiz...

           Her mevsim bir başka güzeldir ve farklı özelliklere sahiptir. Günün birinde "Sürmene'de Kış" üzerine bir deneme yazacağımı hiç düşünmemiştim. Bu yazı sadece ve sadece memleketimin kışına ve çocukluk yıllarımıza adanmıştır...
     
           "Yüce Mevla'nın yeryüzündeki halifesidir insan. Ve o insan ki dünya ve kainat onun mutluluğu için yaratılmıştır. Ve her insan bir dünyadır başlı başına... 'en çok hangi mevsimi seviyorsun?' diye sorsalar hiç şüphesiz pek çoğumuz 'ilk bahar ya da yaz' cevabını veririz. Sonbahar hüznü, kış ise çileyi ve yokluğu simgeler nedense... Gerçekten de öyle midir? Yoksa biz öyle görmek istediğimiz için mi bize öyle gelmektedir?.. Cevaplar tamamen öznel herhalde...
     
          Sürmene'de kışlar çok farklıdır değil mi? Sahilde kar çoğu zaman tutturamaz bile. Sahile tepeden bakan ilk dağ silsilelerinin ardında mevsim değişiverir. Ormanseven'de, Aksu'da, Dirlik'te kar diz boyunu aşar . Beşköye, Koyunculara, hele hele Arpalı'ya varınca iklimin neredeyse Doğu Anadolu'dan farkı kalmaz. Soğuk ve ayaz insanın kulaklarını dahi dondurur adeta... Ve çocukluğumuz düşüyor aklıma... Potinlerle, naylonlarla kaymalarımız. Bizim oraların deyişiyle "şuldera"larımız... Tabanı en düz potinlerimizi giyip tren oluşturur, bayır aşağı saatlerce kayardık. Bu eğlence havanın kararmasına, ayaklarımızın soğuktan uyuşmasına kadar devam ederdi. Kendimizi eve attığımızda hissederdik açlığımızı... Soğuk kış günlerinin en güzel yemeği olurdu kara lahana çorbası. Hele hele Arnavut biberi atılmışsa demeyin keyfimize...

           Ramazan'ın kışa rast geldiği yıllarda az mı kar topu savaşları yaptık, ?çay kafullarının' üzerinde batmadan yürümek için az mı uğraştık... Ya okula giderken elimizde götürdüğümüz küçük yarma odun parçaları... Elimiz üşümesin diye yol boyunca atabildiğimiz kadar atar, oduna varıncaya kadar ellerimizi cebimize sokup üşümemeye çalışırdık... Ya kuşları yakalamak için kurduğumuz tekneli tuzaklar...

           Zaman nasıl da geçiyor dostlar... Okulu bitireyim, üniversiteyi kazanayım, üniversiteyi bitireyim, memurluk sınavını geçeyim, askerliği yapayım, zorunlu hizmeti aradan çıkarayım derken hiç bitmeyecek gibi gelen zamanın geçtiğini, bu telaşadan gençliğimizi doya doya yaşayamadığımızı anlıyoruz...

           Hayat denen bu tiyatroda birşeylerle meşgul olmasaydık; zamanın ve elimizdekilerin de değerini anlamazdık değil mi... Mühim olan hayatımızı yaşarken varlık sebebimizi de unutmamak ve gereğini yerine getirmek değil mi... Evet, ne mutlu o insana ki; hayatını doyasıya yaşarken görevlerini de yerine getiriyor, kendisine, ailesine, Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriye'tin faydalı oluyor. Milli ve manevi değerlerini yükseltmek için çalışıyor...

                                 İlişmeyin memleketimin çocuklarına,
                                        Hiç olmazsa kışın eğlensinler doya doya,
                                        Ne oyuncakları oldu baharda,
                                        Ne de gidecek internet kafeleri...
                                        Hiç olmazsa kışın bırakın başbaşa;
                                        Altlarında naylon, ayaklarında potinleri...
                                        İlişmeyin memleketimin çocuklarına
                                        Doyasıya yaşasınlar mevsimleri...
                                                                               İ. ÇAKIR

         
           Son söz; mevsimin kış, havanın ayaz olmasına rağmen yüreğinden merhamet sıcaklığını esirgemeyenlere selam olsun...

    Yazar: İbrahim Çakır
    Tarih: 20/12/2005


    Küçük çobanların Büyük Mahareti

    Esselamü Aleyküm

    Allahın Rahmeti bereketi üzerinize olsun.Hayli zaman oldu yazılarımıza ara verdik inşallah bundan sonra düzenli olarak yazılarımıza devam edeceğiz. Bu arada bir umre ziyaretinde bulunduk malum ya meşhur bir tabir vardır umreye giden çok taife giden yok...

    1999 yılı Temmuz ayında Trabzon Maçka  bağlı selboğazı yaylasına akın çok meşhur vede şifalı bir maden suyu var( Kalaycık Maden Suyu) selametlik abeyimle yanımıza yiyecek bir şeyler meyvalar alarak uzunca bir yolculuktan sonra suya vardık karşı tarafta Yomra ya ait yaylalar vardı otların gür oluşundan sığırlar ve çocuklar zor fark ediliyordu. Biz soframızı kurunca çocuklar bizi fark etti çocuklara seslenerek sofraya çağırdık  birer ikişer meyvaları paylaştık ben çocuklara Hz.Ömer(r.a.)'in bir yolculuğunda mekke-medine arası çölde siyahi bir çocuk çobana rastlıyorlar çocuğun yanına varıp cebindeki paraları çıkarıyor ve çobandan bir koyun ister çocuk koyunların bana ait değil der. Olsu canım ne farkeder istediğin kadar para verebilirim der Hz.Ömer(r.a.) çocuk Allah Allah emanettir demedim mi sana Hz.Ömer(r.a.) patronun nerden görecek kurt aldı yedi deyemezmisin der. Çocuk peki beni, seni,Ömeri ve her şeyi, gören Allah'ta mı görmeyecek deyince Hz.Ömer çocuğu alır ve patronun yanına gidip çocuğu ondan ister patron çok büyük bedel ister Hz.Ömer hiç itirazsız verir. Yanındakiler çok verdin dediklerinde Hz.Ömer(r.a.) böyle mümin bir gencin bedeli varmı diye sorar. Sürüyü satın alıp çocuğa bağışlar ve serbest bırakır.

    İslamın hakim olduğu toplumlarda hiç bir bilgisiz gib görünen ,kimsesiz zenci köle bir çocuk dahi örnek olur ve kücük köle daha dünyada iken doğruluğunun mükafatını bir kısmını görmüş oldu. Fıkrasını anlattınca çobanlardan biraz irice olan amca bize istediğini sorabilirsin der bende Hz.Ömer(r.a.) herhangi bir soru sormadan davranışlardan gidişatı anlıyordu biz şimdi nerede başlayalım dedim.

    Üst ve başları perişan ayaklarında lastik ayakkabıları yırtık kız-erkek karışık güzel yavrular gözleri adeta parlıyordu imanın şartlarını sordum, Amentübillahiyi okuyarak sanki imanın hayatta nasıl etkili olacağını izah eder şekilde bir güzel anlattı hayret ettim bir başkası amca ben tevhid ve şirki anlatayım mı dedi Allah Allah anlat dedik. Faydalanacağımız şekilde anlatınca sanki dizlerim titremeye başladı peki Allahın sıfatlarını sayabilirmisiniz dedim pantolonun büyük bir kısmı sökük olan toparlak bir tanesi zati mi subutimi diye sordu ikisinide dedim önce zati sıfatlarını sayarken içlerinde hiç konuşmayan çok sessiz hepsinden küçük halinden bu meseleleri hiç bilmediği tahmin edilen bir tanesi, hop hop karıştırdın o subuti sıfatlardan deyip ileri atladı geri kalanlarıda bir güzelce tamamladı. bu kadar net ancak meşhur vaiz Aslantürk hoca anlatabilirdi. Çocuklar dedim bu bilgileri camiden mi öğrendiniz. Hayır biz hiç camiye gidemiyoruz niçin, çünkü okul bittiği zaman yaylaya çıkma mevsimi  başlıyor yayla bitincede okul başlıyor dedi içlerinde çok mahçup duran bir kız peki dedim nerden öğreniyorsunuz cevap müthiş okuldaaan.

    Kaç tane öğetmeniniz var sordum bir tane var dediler öğretmenizin adı ne (sıkı durun) Emine dediler.Peki yavrum öğretmenize selamsöyleyin(deyince Ağustosta düğünü var ozaman söyleriz dediler) deyinki biz yaylada iki tane dede gördük sana, seni büyüten anne babaya ve seni yetiştirenlere çok dua yaptılar ve Allah emsallerini artırsın dediler. Hüzün ve sevinç içerisinde çocuklarla vedalaşıp ayrıldık.


    Demek ki hala şeytana hizmet etmeyenler de var. Yorumu aziz okuyucularıma bırakıyorum Allaha emanet olasınız...

    Yazar: Abdurrahim Kültür
    Tarih: 4/2/2006



    Güzel Bir Yaşam Uğruna

    GÜZEL BİR YAŞAM UĞRUNA DÜŞÜNÜLMEDEN VERİLEN KARARLAR

     

    Geçen günlerde,yurtdışına yerleşmek amacıyla giden fakat umduğunu bulamayarak Türkiye'ye geri dönüş yapan arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Hadi bakalım yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat dediğim de,duyduklarım karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Çünkü benim bildiklerimle oradaki yaşam tarzı farklıydı. Şimdi büyük bir şaşkınlıkla dinlediğim yaşanan olayları sizinle paylaşmak istiyorum...

    Yurt dışına,geleceklerini garanti altına almak ve daha rahat bir yaşam için evlenip giden bay ve bayanlarımızın çoğunun mutsuz olduğunu ve sürekli psikolojik baskı altında bulunduklarını ve yapılan araştırmalara göre bu kişilerden bir kısmının Türkiye'ye dönüş yaparken bir kısmınında kadın sığınma evlerine başvurdukları gerçeği ortaya çıkmış. Oralarda yaşayan Türk'lerin çoğunluğunun örf ve adetlerinin unutulmaya yüz tuttuğunu, manevi değerlerin yerine maddi değerlerin ön planda tutulduğu bir toplum içerisinde birlik ve beraberliğin olmadığı ayrıca sürekli özenti ve gösteriş içinde olduklarını ve bana göre bardağı taşıran son damlanın ise sokaklarda yaşanan çirkefliklerin maxsimum düzeyde olması ve Türk gençlerini olumsuz yönde etkilemesiydi. Artık iş imkanlarının eskisi gibi olmadığı,çok zor şartlar altında yaşadıklarını ayrıca gurbete gittiklerinde dil bilmediklerini,yer bilmediklerini yine en önemli bir sorun olan güvenebilecekleri kişi veya kişilerin olmayışından dolayı insanın kendisini yalnız hissetmesi gurbetteki yaşamı daha da zorlaştırıyordu.

    Şöyle düşünebilirsiniz;"yukarıda ki saydıklarının çoğu Türkiye'de zaten yaşanıyor bunda şaşılacak durum nedir"?

    Aslında anlatılmak istenen fakat anlatılması zor olan olayları da dikkate alırsanız burada yaşayan insanların örf ve adetlerine daha bağlı,maddiyata önem vermelerinin yanı sıra maneviyatlarını yitirmiş olmamaları,az çok birlik ve beraberliğin devam ettiğini görebilirsiniz. Şunu da belirtmek isterim ki yurt dışında yaşayan gurbetçilerimize suçlamada bulunmuyorum. Onlar da kendilerine göre haklı olabilirler ve oradaki yaşamlarını idame ettirebilmek için yaşadıkları yerin hayat şartlarına ayak uydurmaları gerekebilir. Ama bir takım değerlere sahip de çıkılabilirdi. Şuna da eminimki gurbete gittikleri halde önceki yaşamlarından taviz vermeden hayatlarını idame ettiren kişilerde vardır.

    Son olarak şunu belirtmek isterim ki;hiç bir şey göründüğü gibi toz pembe değildir. Her şeyin bir bedeli vardır. Burada önemli olan bu bedeli en aza indirgemektir. Bu nedenle hayatınıza yeni bir yön verirken iyice düşünüp sağlıklı bir şekilde kararlar almalısınız. Unutmayın hayat çok uzun olduğu kadar bi o kadar da kısadır ve hayat asla hata kabul etmez ödetir bedelini en ağır bi şekilde. İnşallah hiç kimse bu bedeli ödemek zorunda kalmaz...

     

    HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN

    Yazar: Asuman Kırali Seymenoğlu
    Tarih: 29/3/2006



    İstiklal Marsı Ve Sitem

    Öncelikse siz değerli hemserilerimi saygı ve sevgiyle selamlarım...


    Efendim epheydir sizlerle hasbihal olamadık malesef.


    İnşallah bundan sonra sıkça birlikte olacağız.


    3 ekim sürecide geldi gecti  maziye pek de dönmek istemiyorum açıkcası ne oldu ne bitti sizlerde azda olsa konuya vaakıfsınızdır zaten.


    Her sey iyi güzelde  Felaket senaryoları yazan yazarlar nerede çok merak ediyorum.Ne oldu? ne bittide birden bir çok aydın geçinen örümcek kafalı ahmaklar çark etti.Aslında bunların çark etmesi pekte alışılmadık bir mesele değil.Şöyle 12 eylül 1980 yılını bir hatırlayın bakalım bunlar değimliydi Ceza evlerinde falakaya yatırılanlar sağcısı  solcusu bu aydın geçinenler değilmiydi? Ne çabuk unuttunuz beyler !!!!


    Ne garip değilmi İstiklal Marşımızı neden 10 Kıtasının tamamını değilde  sadece 2 kıtasını okuyoruz..30 yaşındayım hala düşünüyorum ve açıkçası işin içinden çıkamıyorum.Milli maçlar haricinde neden istiklal marşımız okunur? Stadyumlarda.


    Neden korkuyorsunuz Aydın geçinen örümcek kafalılar.Ata Türk denen Medya maymunu öldüğünde Şanlı Türk bayrağımızı  tabutuna sarıldığında sağcısı solcusu ayaklandı!!!


    Eh o zamanda adama sorarlar  kardeşim İstiklal Marşımız Neden 10 kıta okutmuyorsunuz?


    Neden Sancağa gösterilen  hassasiyet İşin özü olan İstiklal marşımıza göster


    lmez?Yoksa bunu soracak kadar yürek yokmu sizlerde....
    OKUYUN ve Anlamaya çalışın acaba neden okutmuyorlar!!!

     

          Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
          Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
          O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
          O benimdir, o benim milletimindir ancak.
              Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
              Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
              Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
              Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
          Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
          Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
          Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
          Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
              Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
              Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
              Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
              'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
          Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
          Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
          Doğacaktır sana va'dettigi günler hakk'ın...
          Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
              Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
              Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
              Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
              Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
          Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
          Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
          Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
          Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
              Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
              Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
              Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
              Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
          O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
          Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
          Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
          O zaman yükselerek arsa değer belki başım.
              Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
              Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
              Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
              Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
              Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!


                                                        Mehmet Akif Ersoy

    Yazar: Selçuk Sedef
    Tarih: 27/10/2005


  • Murat 26 Kasım 2009,Perşembe 17:00 ihbar

    İsimsiz haklı ne kızıyorsun sevgili isimsiz yönetici?..
  • Surmenem.com Yönetimi? 08 Eylül 2009,Sal 18:18 ihbar

    Öyle mi olmasını istiyorsunuz, isimsiz kahraman? İnanın ki üzülmenize, üzüleceğiz...
  • İsimsiz 08 Eylül 2009,Sal 14:58 ihbar

    Şimdi ise yıkık ve virane halde bırakılan bir Surmenem.com var ortada dimi?..
Yorum [ Kapat ]
  • Ad Soyadınız:

    Yorumunuz:

    Güvenlik kodu

    kod
  • Diğer içerikler

banner
banner
banner



Surmenem.com en iyi 1024*768 ve üstü çözünürlüklerde görüntülenir.
Microsoft İnternet Explorer 6.0-7.0, Opera 9, Mozilla 1.7 ve Safari tarayıcılarında test edilmiştir. Bu site XHTML 1.0 ve CSS 2.0 kurallarına uygun kodlanmıştır. Yazılım ve Tasarım: Surmenem.com İnternet Hizmetleri Site yap
Valid XHTML 1.0 Transitional